23.11.10

kuçu

herkesin hem sevip hem de korktuğu şeyler vardır bence. veya ben bu garip hislerimi haklı çıkarmaya çalıştığım için öyle düşünüyorum. sebebi her ne ise durum ortada. köpeklerden korkuyorum ben!
eskiden durum daha feciydi, sadece korkardım ve köpeklerin korkuyu sezip korkan insanlara daha çok saldırdığını sanıyor olmam korkumu kümülatif bir şekilde arttırıyordu. buna inandığımı söylediğimde bir arkadaşımın bsg demesi üzerine kendime geldim ve köpekleri sevmeye başladım. ama hala korkuyorum.

olay 1.
yer: moda sahili
çimlerde uzanmış mutlu bir şekilde otururken fatuş insanının "köpek geliyo" demesi üzerine arkasına dönen sabri sama, kendisinden yarım metre uzaklıkta bulunan ve ağzından sular damlayan bir buldog görmüş ve yerinden sıçramıştır. Dalga geçilmeyi ve gülüşmeleri geçişitirdikten sonra köpeğe tekrar bakınca sevimli bulduğunu düşünmüş ama konu tekrar açılmasın diye bunu dile getirmemişti.

olay 2.
yer: bursa, bizim mahalle
önceleri görüp "ne sevimli köpekmiş" dediği siyah bir sokak köpeğinin bir akşam vakti havlayarak üstüne koşması üzerine aynı yolu geri dönmüş ve yolunu uzatmaya, köpeğin etrafından dolaşmaya karar vermiştir. sonra köpeğin olduğu yere doğru giden iki kişinin peşine takılmış ve durumu kurtarmıştır.

olay 3.
yer: bursa, mudanya
yine fatuş ile gezilmektedir ve arkada bulunan bir köpeğin havlaması üzerine, sabri-sama "lan" diyerek sıçramıştır ve yine kendisiyle dalga geçilmiştir.

bunlar ve benzeri birçok olay yaşamış ve benzerlerini tekrar yaşayacağımdan eminim.


bu ilkokul kompozisyonu şeklinde bitirdiğim yazıyı köpeklerden korktuğum için benle dalga geçen arkadaşlarıma hediye ediyorum. sevgiler.

8.11.10

iyi ki...

"İlk tanıştığımızda sana uyuz olmuştum" diyen insanlarla çok karşılaşmış olan ben, bana aynı şeyi söylemiş olan birine özel bir yazı yazacağımı hiç düşünmemiştim. Niye uyuz olmuştun ki? Naptım ben yani?... Gerçi herhangi birine özel yazı da yazmazdım ama konumuz bu değil. Şu an bütün tabuları yıkıp, hatta kadere meydan okuyup bu yazıyı yazıyorum.

Bu kadar uzun zamandır kendisini tanıyor olmama rağmen, birlikte daha fazla vakit geçirebilme şansımız varken benim boş işler peşinde koşmuş olmam beni utandırıyor açıkçası. Çok da büyük olmayan okuyucu kitlemden beni kınamasını istiyorum (zira 5 ya da 6 kişi, muhtemelen farklı zamanlarda bunu yaparsa çok fazla koymaz).

Tatlı manyağı, saf, sevecen, mesleki deformasyona uğramış, herşeyden az da olsa anlayan, feminist, en az 2 dil bilen, esnek çalışma saatlerine uyumlu, prezentabl... (artık saçmalamaya başladığını anlayan sabri-sama kısa kesmek zorundadır).

Her gördüğümde yanaklarını defalarca sıktığım, sevimli insancık, şekercik, iyi ki doğdun. Sen ne idda edersen et, gerçek yaşını biliyorum ehe ehe.

20.9.10

milli

bu yazı kısmen gizem'e adanmıştır, saygılar.

"öncelikle belirteyim, bu yazıyı yaz okulundayken ve sınıf bomboşken can sıkıntısından yazmıştım. e tabi can sıkıntısından yazıyorsun, başka neden olsun ki?"

dersin tekrar başlamasına 10 dakika kala, ilk defa dışarıda kağıt üzerinde blog'uma yazdığım deneme yazısı bu. bir nevi milli olma duygusu. şehvet gibi şeyler yok sadece.
Bugün tekrar etrafıma baktım ve tekrar "çok değişmiş lan burası" dedim. buralar cidden (el kol hareketi) bööyle bostanlıktı, kuşlar öterdi falan. deve bile gördük zamanında. acaba 10 yıl sonra burayı tekrar ziyaret ettiğimde uçan arabalar görebilecek miyim?(dalga geçmiyorum, 2 senede bu kadar değiştiğine göre neden olmasın?
okul uzadıkça tanıdığım insan sayısı azalıyor. saçma sapan tipler dolanıyor. amele kaynıyor, evet.
not: etrafımda insan olunca yazı yazma kabiliyetimi yitiriyorum.
not 2: Lady Gaga'nın şarkıları iyi, hatunun garip bir güzelliği var. ama çirkin. yok lan beğeniyorum ben.
not 3: Ladı Gaga'yı her gün düzenli olarak övüyorum. aşırıya kaçmıyorum ama.
not 4: bu yazıyı yazdığımda başka bir not vardı, gereksiz gördüğüm için yazmıyorum.

bu arada, zatracenie lehçe bir kelime olup cehennem azabı anlamına gelmekteymiş.

4.9.10

ramazan ayı bütün bereketiyle gelmiş, pidesiz günler geçmez olmuş ve iftara dakikalar kala insanlar açlıktan ne yapacağını şaşırmış.
son 6-7 senedir tuttuğu toplam oruç sayısı 5-6 olan sabri-sama da bugün o aç tayfaya katılmıştır ve heyecanla iftarı beklemektedir.

iftar zamanı yenen yemeğin bir nevi mental mastürbasyon olduğunu iddia edenler var, çünkü oruçlu bünye onlarca yemeği önünde görünce aşk ile önündekine saldırır ve yemek sonrası yakılan sigara vardır ki mastürbasyonun son evresi ve amacı olan orgazm gibi gelir. yemek sonrası sigarası içmek için yemek yiyen bünyeleridüşünecek olursak bence gayet mantıklı.

ve buradan ramazan ayının ve oruç tutmanın anlam ve önemini anlamış oluyoruz.
sigara içmeyenlerin oruç tutmasına gerek yok.
hadi dağılın şimdi!

25.8.10

sıcak

beynim eriyorağpüğaldfçakndföms adn f.asdm aldkf sdf açjdnf mas..
ajsndfmddfadf. .. asdfanıwouı ı3393209 *0
...

beynim eridi, ben öldüm...

romantik

aşk ile ilgili uzun, komplike cümleler kuramam. kurana saygı duyarım, o ayrı ama ben bir türlü beceremiyorum. en melankolik olduğum zamanlarda bile diyorum "şöyle damar birşey yazsam okuyan herkes 'vuhuu' dese" ama ne zaman klavyeyi elime alsam (bildiğin tutuyorum, başka türlü yazamıyorum çünkü) aklıma saçma sapan şeyler gelir ve ondan bahsederim.

bir dolunay misali parlak, bir o kadar da soğuk bakışların aklıma geldikçe uzaklara dalar, ağlarım. oh bebek, ağlarım.

gördüğünüz üzere olmuyor, yazamıyorum. oh bebek ne lan?!

o değil de mezun oldum lan.

ayrıca bir sabri-sama klasiği olan kendime not köşesi: vuhuu deme artık, rahatsız olmuyor olabilirsin ama çok abarttın, lütfen.

9.8.10

deja vu

Akışkanlar mekaniği ve diğer iki dersini 5. defa alan sabri sama artık notları her görüşünde dejavu olmaktadır.
ayrıca ne zaman ders çalışacak olsa blog yazdığı için bir de bunun için dejavu olmuştur.

dejavu için güzel bir gün.

finallerden sonra dejavu olmamak umuduyla, esen kalın!